Samimiyet ve Ciddiyet…

3
1313

Geçtiğimiz gün eski işten abilerimizin (muhabir, gazeteci, medya mensubu) ricalarıyla yediğimiz akşam yemeğinde diğer takımların da medya elemanları gelmişti, orada şunu fark ettim ki daha önce ki bir yazımda kaleme almış olduğum gibi, biz bu lige bir klasman farkı koymuşuz. Biz Beşiktaş olarak ayrı bir statüdeyiz, iki sarışın kardeş ayrı bir statüde, gerisi de Anadolu kulüpleri şeklinde değersiz kulüplermiş gibi bir görüntüde. Beşiktaş öyle saldım çayıra hesabı bu hale gelmedi siz hala bunu kavrayamadınız. Yıllarca rahatlıkla 3. Büyük olarak gösterme çabalarınızı, gazete köşelerinde, manşetlerde yerle bir ettiğiniz Beşiktaş’ı bulamayınca, şimdi Beşiktaş ligin kötü çocuğu, kollanan çocuğu vs. gibi söylemlerinizle insanları ayrımcılığa sevk ediyorsunuz. Geçiniz bu işleri. Son 5 sene de yapılan işlere bakın, Beşiktaş kendine ayak bağı olan her şeyden birer birer kurtularak geldi. Temliklerini kaldırdı, gelirlerini iyileştirmek için sponsorlara restini çekti anlaşmayı kaptı, yükseldikçe de hem kulüp olarak büyüdü hem de gelirlerini arttırdı. Takım olarakta geldiği yer ortada. Ne yani Uefa’da mı bizi kolluyordu iki maçta? Hem de Lyon maçında sıfır hatalı olduğumuz halde bize ceza vermekten geri durmayan Uefa, bizi kolluyor öyle mi?

Hemen hepsinin konuşmasında da bu sene ipi Galatasaray’ın göğüsleyeceği var, hatta anlatırlarken Galatasaray’ın oyununu salyalarını saçarak anlatıyorlar. Daha ligin 7. Haftası oynanmış, tek kulvarda ilerleyen bir takımdan bahsettiklerinden haberleri yok gibi 7 haftada 5 puan farksa 34 haftada 35 puan diye kahkahalar atarak kendilerince komiklik yapıyorlar… Hâlbuki ilk 11 den başka oyuncusu olmayan Galatasaray’da hala sakatlık ve cezalı durumunu görmedik. Erken tuttukları form durumundan dolayı şuan işler iyi gidiyor ama sezon ortasında hele ki kış aylarında o yüksek performansı vermek hem de buz tutmaya yüz tutmuş sahalarda ne kadar kolay olacak göreceğiz ve her oyuncunun bir pili vardır, son Karabük maçında gördük ki Galatasaray’da piller yine 60 dakikaya düşmüş. Çok sürmeyecek dediğim gibi 14. Haftada işler geçen sezon ki gibi yine değişecek.

Sonra bir başkası tuttu Mosturoğlu diye bir Fenerbahçe yöneticisinin konuşmasını gündeme getirdi. Neymiş Beşiktaş yönetimi samimi olsaymış TFF yönetimini ve kurulları değiştirmek için Fenerbahçe’nin teklifine olumlu yanıt verirmiş. Tamam da kardeşim, hadi diyelim ki değiştirmek istedik, bunu sadece Beşiktaş’ın istemesi ve Fenerbahçe’nin başını çekmesiyle mi yapacağız? Bu TFF de 126 profesyonel kulüp var, yok mu bunların itirazı? Kulüpler Birliği diye bir şey varken niye Beşiktaş bu yükü omuzlarına alsın, kendi derdi tasası yetmiyormuş gibi? Evet, şuan belki de Türkiye futbol tarihinin en kötü yönetimi var ama Yıldırım Demirören’i TFF başkanı yapmak isteyende sizdiniz, bugün görevinden ayrılmasını isteyende yine sizsiniz. Hadi diyelim ki elimizi o taşın altına koyduk, çamurunu, böceğini, pisliğini kabul ettik o taşı kaldırdık, ya sonra? Kimi başkan adayı göstereceksiniz? Haksız bir derbi galibiyetiyle bunlar futbolun doğası deyip ertesi maçta hiç bir şey yapamayan Fenerbahçe için televizyon karşısında salya sümük ağlayan Rıdvan Dilmen’i mi getireceksiniz, yoksa projeleriyle şimdiden birçok Fenerbahçe taraftarını kendine çekmeyi başarmış Ali Koç’u başınızdan atmak için ona mı önereceksiniz ya da yine aile şirketini bile yönetemeyecek kadar aciz başka bir varisi mi koyacaksınız önümüze aday diye? Önce adayınızla gelin, elimize sağlam bir şey sürün ondan sonra “samimiyet”ten konu açın. Artık kendi taraftarlarınız bile yemiyor bu sözleri…

Madem “samimiyet”ten bahsediyoruz, buyurun daha büyük bir adım atalım. Gelin Kulüpler Yasası’nın meclisten geçmesi için el ele verelim. Bizim korkumuz yok, hemen yarın geçirtelim yasayı. Lakin sizde biliyorsunuz ki eğer o yasa çıkarsa bugün o 126 profesyonel takımın kaç tane yöneticisi başta kalacak hesabınız da var. Sizde dâhil olmak üzere %99’u bir sonraki gün yönetimi kötüye kullanmaktan dolayı ömür boyu futboldan men cezasını alacak! Hatta en başta Beşiktaş’ı borç batağında bırakıp kaçan giden TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve şuan TFF yöneticileri olan eski Beşiktaşlı yöneticileri de toptan götürecek bir yasa bu mecliste bekleyen. Beşiktaş’a da hiç dokunmaz bu işler. Borç batağından 2 senedir kar açıklayan bir kulüp haline gelmiş bir Beşiktaş var. Yöneticileri bu bataklıkta sağ kurtulmuş oldukları için üstün hizmet madalyası bile alabilirler belki de. Asıl samimi olmayan siz ve söylemleriniz. Yani eğer çok samimiyseniz bu işi hadi gelin toptan çözelim. Varsa “samimiyet”iniz!

Ciddiyet

Milli takımın geçtiğimiz gün bizlere gösterdiği ağır rezaletin sorumlularını falan ortaya çıkarma çabası içerisinde olmayacağım. Herkesin kendince bir görüsü var, tartışmaya açık ama ben kendimce olan doğrudan bahsetmek isterim sizlere…

8 Yaşında yeğenimle beraber maçı izliyoruz, kendisi de bir takımın altyapısında forvet oynuyor yada oynamaya çabalıyor diyelim. İlk yarı 0-2 bitti, döndü dedi ki “Amca yenilmeyiz değil mi?” Bunu sorarken gözleri dolu dolu. Çünkü kaybetmeyi hiç sevmeyen bir yapısı var. Ağzımı açıp ne söyleyeceğimi bilemeden öylece kala kaldım. İçimden de ikinci yarı belki adam akıllı değişiklik yaparsa Ukrayna ile içerdeki maç gibi olur belki 2-2’ye getiririz diye düşündüm. Bekle dedim geliyorum bir sigara içeyim deyip balkona kaçtım. İkinci yarı başlar başlamaz da içeri geçtim, bir de ne göreyim, Nuri Şahin çıkmış, Ozan Tufan girmiş. Eşeği çıkarmış sıpasını almış. Kusura bakmasın kimse evet Nuri’nin karakteriyle ilgili en ufak bir şey söyleyemem ama milli takıma bir türlü olmadı, olmuyor, olmayacak. Aynı Ozan Tufan denen adamın olmayacağı gibi. Bu bariz bir şekilde belliyken hala bu adamları kadroya almak niye onu hiç anlamadım. Neyse içeri girdim, bir on dakika geçmişti, neyse ki saat geç olduğu için cevaplamak yerine onu yatağına gönderip maçı daha fazla izleyip üzülmesine engel olmak istedim ama tam o sırada Arda Turan’ın sırıtarak çıktığını görünce, daha fazla sinirlerine hakim olamadı ve söylediği şey “Hiç oynamadı bak birde gülüyor amca, şerefsiz!” dedi. Hadi gel şimdi bu çocuğuna kötü söz kullandın de, hadi gel de o sözü söylediği için bu çocuğa laf söyle. Kendince oynadığı o futbolda bile bu adama bunu söyleyebiliyorsa bunu göremeyecek kadar kör olan Lucescu’nun orada işi ne? 8 Yaşındaki çocuğun anladığı kadar bile futbolu anlayamayan adamlar var oldukça Türk futbolu bir adım ileri gitmeyeceğini hepimiz biliyoruz artık işte bu da benim doğrum.

Hadi birde onun açısından bakalım. Lucescu dün çıktı dedi ki Türk oyuncular için Türk teknik direktörlerin şöyle şans vermesi gerek, böyle yapması gerek. Tamam da hoca, kendi takımında süre alamamış oyuncuları oynatıp, kendi takımında on bir çıkan adamları oynatmaman için mi o teknik direktörlerin Türk oyunculara şans vermesini istiyorsun? M. Topal, kendi takımında Josef De Souza’nın yedeği oldu. Arda daha dakika alamadı Barcelona’da, Nuri Şahin hala düzenli forma giymiyor Dortmund’ta peki bu adamların on birde işi ne? 4 milyon €’luk güzel salkımı yutarken, talkımı vermeyi de ihmal etmiyor, o da yetmiyor, oğlu Razvan’ı zaten bir yere antrenör olarak sokma hayali Shaktar’daki son yılından beri devam ederken şimdi de milli takıma yedirme gayesindesin. Ne profesyonellik, ne “ciddiyet” ama…

Ha bir de şu 8 yaşımdaki yeğenimden bahsetmek isterim. Hani şans verilmesi gerekiyormuş ya Türk oyunculara. Kendisi ikinci sınıfa gitmekte şuanda. Bir yandan da futbol oynama çabasında. İki güne bir idmanları var ve 3 saat kadar sürüyor. Kendisi sabahtan okula gidiyor, saat altı da kalkıp hazırlanıyor, 7.30’da dersi başlıyor, 13.00’da bitiyor, servisle eve geliyor sırtındaki hamal gibi taşıdığı çantasıyla saat oluyor 14.00… Yemek yiyip biraz sokakta oynuyor bir saat kadar, saat oluyor 16.00. Geçen sene el yazısı ile yazmaya alışmıştı, şimdi değişmiş yeni şekilde yazmaya çabalıyor. E birde birinci sınıftayken 4 tane sınıf öğretmeni değişti kendi sınıfının, bu yüzden matematiği de iyi değil. Bir ders yapmaya başlıyor, en erken bitişi saat 19.00. Biraz da bilgisayar başında oturuyor doğal olarak şimdi ki zaman çocukları gibi, saat 21.00’da yatağa gidiyor ki yarın yine sabahın köründe 6 da kalkabilsin.

Peki bu çocuk ne zaman antrenmana gidecek hafta içinde? Derslerinden aksatarak gidebilecek tabi ki. Ne zaman ben bu çocuğa ekstra çalışma yaptırabileceğim? Nasıl ben onu geliştireceğim ki ülke için iyi bir Türk sporcusu yapayım, zamanı yok ki çocuğun kendine ait. Anca hafta sonları maçlarından kalan zamanlarda gidip şut çalışıyoruz, istasyon çalışıyoruz, hız çalışıyoruz, denge çalışıyoruz, güç çalışıyoruz vs… O da iki ya da en fazla üç saat sürüyor. Hadi geri dön bu seferde hafta sonu ödevlerini yap, sonra yine git yatağına yat… Sonra da niye iyi sporcu çıkmıyor gibi saçma sorularla saatlerce ekranda konuşan yaşlı başlı adamların boş boş konuşmalarını dinle…

Her şeyden önce ciddiyet gerekiyor. Ciddi bir şekilde önce temele inip işin “Eğitim” kısmını çözersek şayet, zaten gerisi sırayla gelecektir… Ama önce “Ciddiyet!”

3 YORUMLAR

  1. Kutlarım, çok sağlık tesbitler.
    . . … .. .Ve ‘bu çocuk antreman’a ne zaman gidecek’ -Anahtar soru-.
    ”Antreman yapılabilecek yer bulmak şans”ı yetmiyor, zaman bulamadıktan sonra..
    Yapmakla övündüğümüz stadlar da, oynamanın yolu; sorunuzun yanıtlanmasından geçiyor.