Karanlık Eller

0
1138

Şampiyonluk için lig kıskacı daraldıkça bu yarışın içinde bulunan takımların teknik direktörlerinden farklı serzenişlerin çıktığını her daim görmüşüzdür. Bu hem takımımızda hem de rakiplerde hiçbir zaman değişmeyen bir lig klasiği haline gelmiş durumda artık. Lakin Abdullah Avcı’nın son 1 aydır yaptığı açıklamalarda artık hırstan kendini kaybetmeye başladığını görmek, kişiliğini değiştirmeye başladığını hissetmek Başakşehir kulübüne hem saygı hem de minnet duygusu besleyen Beşiktaş kulübü taraftarlarını yani bizleri hem şaşırtmakta hem de üzmekte maalesef.

Mart ayı içerisinde oynadıkları gündüz maçında resmi Twitter hesabından Çin’deki taraftarlarımıza iyi akşamlar dedikleri ve maç sonu Abdullah Avcı’nında tekrarladığı o cümleler aslında şaka maksatlı da olsa bir serzenişti fikstüre. Sonrasında Galatasaray maçı sonunda da Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kendi konumunda olsa gündüz maçı verilmeyeceğini söyleyerek bir nevi Beşiktaş’ın kollanan takım olduğunu ima etme çabasına girmiş Abdullah Avcı. Çok yazık… Sene başında Şenol Güneş fikstürlerin 2-3 ay öncesinden belirlenmesinin futbol seyri ve zevki için doğru olmadığını, fikstürün bu kadar sıkışık ve gereksiz bir şekilde haftadan haftaya değil de çok önceden yapılmış planlamalarla yürümeyeceğini söylediğinde, Avrupa liglerinde de bu durumun olduğunu ve artık ligimizde ki takımlarında artık bu duruma alışması gerektiğini söyleyerek TFF ve fikstürü bahane etmemek gerekliliğini tembihleyende o gün Abdullah Avcı’nın ta kendisiydi. İlla şampiyonluk yarışının kısaldığı günlerde mi bunların konuşulması gerekiyordu acaba yada o gün köstek olmak yerine desteğini sunsa bugün böyle bir ikileme düşmeyeceğini bilmesi gerekmiyor muydu Abdullah Avcı gibi ileri görüşlü bir hocanın? Kaldı ki Şenol Hoca defalarca da söyledi “Bizim maçlarımızı gündüze de verseniz olur.” diye. En azından takım Avrupa maçlarına yarım günde olsa biraz daha dinlenmiş olarak çıkabileceği için. Bunun haricinde Beşiktaş taraftarı da ister gündüz maç oynanmasını, şahsen küçük yeğenimin her maç üşümesindense şöyle güneşli güzel bir hafta sonunda Vodafone Arena’da bir maç izlemeyi kim istemez ki ama gelin görün ki böyle bir şey mümkün değil. Sebebi aylar öncesinde belirlenmiş olan fikstürden başka da bir şey değil…

Bunların haricinde birde hakem tartışması içine girildi. Anlamsız ve saçma bir şekilde video hakem gelince sanki futbolda hakemlere sihirli değnek değecekmiş ve hakemlerimizin düzeleceği gibi bir kanı var. Video hakemlik, hakemin sadece tereddütte kaldığı bir durumda başvuracağı bir tekniktir yada uyarılması zorunlu, zaruri bir hata yapma eşiğindeyse hakem bunun için var olacak. Kaldı ki çizgi hakemlerinin de bizde aynı etkiyi yapacağını düşünüyordu bazı kimseler lakin sonuç ortada, nerde şimdi o çizgi hakemleri diye sormuyor musunuz hiç? Hepsi alt liglerde hakemlik görevlerine geri dönüş yaptı maalesef. Sanmayın ki video hakemde bir şey değiştirecek ama hakemlikten çok şovmenliğiyle ön plana çıkmış hakem müsveddesi Ahmet Çakar’ın “Video hakem olsaydı, Başakşehir Beşiktaş’ın 3 puan önünde olurdu!” gibi saçma bir sözüyle bu safsataya takılıp aynı düşünceler içerisine giren Abdullah Avcı galiba Türkiye Liglerinde hakemden tek gol yiyen takımın Beşiktaş olduğunu, geçen sene ligde şampiyon olduğu halde en çok hakem hatası yapılan maçlarda Beşiktaş maçlarının üçüncü sırada olduğunu ve bu zamana kadar hakemlerden en çok mustarip olan takımların ilk sıralarında Beşiktaş’ın olduğunun farkında değildi galiba.

Geçen hafta son olarak futbolda ki “Karanlık Eller”den bahsetmiş kendileri, karanlık ellerden kastı da futboldaki siyasetti. Eğer futboldaki o eller olmasaymış bugün Türk futbolunda kaos ortamı olmaz statlar dolar, futbol seyir zevki artarmış. Gerçekten bahsetmiş olduğunuz eller bugün futbolda olmasa sizin de başında bulunduğunuz Başakşehir kulübü acaba bugün ligde olur muydu? Hatta hatta Osmanlıspor, Kasımpaşa, Konyaspor, Kayserispor, Akhisar Belediyespor, Karabükspor ve Rizespor bugün Süper Lig takımı olur muydu gerçekten? Bunların dışında son seçimlerde siyasi görüşü değiştiği için mükâfatlandırıldığı söylenen Antalyaspor ve Alanyaspor’da buralarda olabilir miydi? Bunların dışında adı şikeyle bağdaştırılmış bir kulüp olan Fenerbahçe bu ligde mi devam ederdi? Bazı kulüp üyelerinin terör örgütüne mensupluktan atılmasına red oyu verenlerin, atılmasını engelleyen üyeleri ve kararı alkışladığı Galatasaray kulübü soruşturma geçirmiyor olabilir miydi? Birde kulübünüz başkanının da hala bir siyasi partinin üyesi olduğunu unutmuş olmanızda çok ironik bir duruma düşürüyor sizi maalesef. Ayrıca İzmir’den herhangi bir takımında yine aynı şekilde ligde olmaması sadece bir “tesadüf” mü acaba? Futbolda hatta futbolun tarihinin her noktasında siyaset futbola karışmıştır. Karışmadığı dönemlerde bile futbol yöneticileri yada kulüp başkanları tarafından siyasete malzeme olarak sunulmuştur. Bunları zaten bilmeyenimiz mi var?

Dediklerinizde yanlış bir durum olmamasına karşın rakibinizin tüm Türkiye’nin bu haftalar içinde kritik ve “Müthiş Maç” tabirinden dolayı tebrik etmek ve saygı duymak yerine töhmet altında bırakacak açıklamalarınızla sadece ve sadece kendinize duyulan saygıyı ve sevgiyi bitirirsiniz. Tabi eğer önemsiyorsanız yada bunların dışında gerçekten karanlık ellerden kaygı duyuyorsanız sizin gibi kaygı duyanlara mesela kulübünüzün maça gelen taraftarı yokken (bilet hasılat gelirleri) ve forma satışı neredeyse hiç yokken birde reklam gelirlerinden senede 15 milyon lira civarı bir hasılatınız varken nasıl bu kadar geliri (TFF gelirleri hariç 210 milyon lira) olabiliyor, bunu açıklarsanız müteşekkir oluruz.