Beşiktaş – Galatasaray

0
1034

Yine bir derbi haftasındayız. Bu gözler çok derbi gördü, bu kulaklar çok derbi dinledi. Hepsi ayrı heyecan, hepsi birer macera. Ağladığımız da oldu elbet, güldüklerimizse hep kalbimizde.

Bir Beşiktaş var, her işimin tam da ortasında. İş hayatı ya, konuşuyorum, yazışıyorum, dinliyorum ama hep eksik. Çünkü aklımın ve kalbimin yarısı Vodafone Arena’da. Nasıl anlasınlar ki, “Beşiktaş’ımın maçı var.”

Eve gidiyorum hatunla kavga, vay efendim ben nasıl çocukların yanında “Parayla şampiyonluk ne kadar kolay …” diye bağırıyormuşum. E ne yapayım, bu hafta da halk türküsü de söylenmez ki. Anlayacağınız dostlarım bu hafta zor geçiyor.

Cumartesi gelip de, kendimi köyiçine bir atabilsem sonrası kolay. Nasılsa orada hayatın olağan akışı beni maç saatine kadar götürür. Hiçbir şey yapmadan otursam bir bankta yeter bana. Dinlesem o coşkuyu “oh be dünya varmış” dedirtir bana nasılsa. O minik elleri görür ve izlerim babalarının ellerine yapışmış. O ellerin sahiplerinin gözlerini görürüm, telaş ve mutluluğun bir arada olduğu. Kolay değil, baban tutmuş elinden seni Beşiktaş’ın maçına götürüyor. O gün baba ile evlat arasında kimsenin görmediği bir sözleşme imzalanır kalplerde, “bir gün değil her gün Beşiktaş” diye. Sevgililer görürüm birbirine sarılmış, “sinemaya, tiyatroya da gideriz ama varsa o gün şenlik alanı, gerisi sorulmaz” derler birbirlerine. Sıkı sıkı tutup ellerinden giderler boğazdaki şenlik yerine. Bir de sıkı dostlar vardır. İndiklerinde çarşının tam da içine, kafalarında bir tane sorun kalmaz, varsa Beşiktaş, yoksa Beşiktaş. O hafta yüz kere kadro yapmışlardır beraber. Ama her seferinde eksik kalmıştır kadroda bir güzel sporcumuz. En sonunda belki de “Ya bırakalım da bu kadroyu da Şenol Hoca kursun” deyip tezahüratlara devam etme yolunu seçmişlerdir. O sohbetlerin tadı nerede bulunur bu günün dışında.

Düşünsene, hani turnikeleri geçmişsin, içeriden sesler iyice yükselmeye başlamış. Koşarak koltuğuna doğru giderken bitmez ya o yol bir türlü. Stadın büyüklüğüne sadece orada söylenirsin herhalde. Önce ışıkları görürsün pırıl, pırıl. Sonra sıra yeşile gelir. İlk kez görüyormuş gibi tekrar hayran olursun ya o yeşile, işte onu diyorum.

Bir yandan ilk onbiri merak edersin, bir yandan tezahüratlara eşlik edersin. O an gelip futbolcular tünelden görüldüğünde başlarsın “Haydi kalk ayağa, yürü güneşe” diye bağırırken artık kalbin yerinden çıkarcasına atmaya başlar. Hele o ilk üçlü yok mu, sana artık hayalleri bırak şu güzelliği izle uyarısını yapan. Sanki ilk maçın gibi olur yine, yine elini ayağını nereye koyacağını bilemezsin, işte onu diyorum be kardeşim.

Bilmem size de oluyor mu, eskidikçe bu hayatta daha bir duygusal bakar oluyorsun sevdana. Mahalledeki renklilerin skora göre ne konuşacağını değil de, sahadaki küçük kardeşinin, evladının nasıl hissettiğine önem veriyor oluyorsun. Skora değil de, heyecanlarına ve çabalarına ortak oluyorsun. Kızarsan tabelaya değil de “arkadaş halen bunu nasıl yapamaz” diye sevginden kızıyorsun. Sevinmeye gelince, o anda ne yaptığını kontrol etmeden şuursuzca savrulmaktan forması yırtılan tek ben değilimdir herhalde.

Hep söylediğim gibi, bu formanın beyazı benimse siyahı da benim. Tabelayı değil de inanç ve çabayı arar benim gözlerim. Bu hafta bu inanç ve çabayı göreceğime yürekten inanıyorum. Tabela da güzel olursa değmeyin keyfime.

Hepinize güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile sevgiler…